Hakkari’de yıllardır dillendirilen tefecilik iddiaları artık görmezden gelinemeyecek bir noktaya ulaşmıştır. Borç batağına sürüklenen insanlar, ekonomik çıkmaz nedeniyle dağılan aileler ve geleceği kararan gençler ortadayken, kamuoyu haklı olarak şu soruyu sormaktadır: Bu düzeni kuranlar neden hâlâ rahatça faaliyet gösterebilmektedir?
Devletin fiziki ve teknik takip başta olmak üzere son derece gelişmiş imkân ve kabiliyetlere sahip olduğu herkes tarafından bilinmektedir. Organize suç örgütlerine karşı ülke genelinde başarılı operasyonlar gerçekleştirilirken, Hakkari’de tefecilik faaliyetlerini organize ettiği iddia edilen yapıların yeterince hedef alınmaması vatandaşların dikkatinden kaçmamaktadır. Bu durum ise kamuoyunda kaçınılmaz olarak çeşitli soru işaretlerine yol açmaktadır.
Tefecilik sadece para alıp verme meselesi değildir. Tefecilik; aileleri dağıtan, insanları çaresizliğe sürükleyen, ekonomik sömürüyü sistematik hale getiren ve kimi zaman insanları suça iten karanlık bir düzendir. Bu nedenle mücadele edilmesi gerekenler mağdurlar değil, mağduriyet üretenlerdir. Suça sürüklenen çocuklardan, borç altında ezilen ailelerden ve çaresizlik içinde yaşam mücadelesi veren vatandaşlardan önce, bu çarkı kuran ve işletenlerin hukuk önünde hesap vermesi gerekmektedir.
Bugün toplumun beklentisi çok açıktır. Tefecilik faaliyetlerini organize eden kişi ve yapılar hakkında etkin soruşturmalar yürütülmeli, eldeki tüm yasal imkânlar kullanılarak bu ağlar ortaya çıkarılmalı ve suç işlediği tespit edilen herkes adalet önüne çıkarılmalıdır. Çünkü adaletin geciktiği yerde mağduriyet büyür, mağduriyet büyüdükçe de toplumun devlete olan güveni zarar görür.
Hakkari halkı, söylentilerin değil gerçeklerin ortaya çıkarılmasını istemektedir. Eğer ortada suç yoksa bunun da açıklığa kavuşturulması gerekir. Ancak suç varsa, kim olduğuna ve hangi konumda bulunduğuna bakılmaksızın gereken yapılmalıdır. Hukukun temel ilkesi budur. Toplumun vicdanını rahatlatacak olan da söylentiler değil, kararlı ve şeffaf bir hukuk mücadelesidir.
Öte yandan, kamuoyunda tefeciliği meşrulaştırmaya veya sıradan bir ticari faaliyet gibi göstermeye çalışan bazı kişi ya da çevrelerin varlığına yönelik eleştiriler de dikkat çekmektedir. Böyle bir yaklaşımın altında kişisel çıkar, menfaat veya dolaylı rant ilişkilerinin bulunup bulunmadığı da sorgulanmaktadır. Toplumun beklentisi, yalnızca tefecilik iddialarının değil, bu tür faaliyetleri normalleştirmeye çalışan anlayışların da araştırılması ve varsa hukuka aykırı ilişkilerin ortaya çıkarılmasıdır.